Menü

Miras mallarının taksiminde mirasçılar anlaşamasa izaleyi şuyu caiz midir?

26 görüntülemeMiras
0 Yorum

Miras mallarının taksiminde mirasçılar anlaşamasa izaleyi şuyu caiz midir?

Miras yerlerinin taksiminde hak sahipleri anlaşamasa veya hepsi aynı mala talip olsa dinen ne yapılır?

İsmail Hakkı Yelkenci tarafından yayınlandı

URL Kopyala
0

Eğer miras kalan mal paylaştırılabilecek durumdaysa, hak sahiplerinin paylarına düşen kısımlar tarafsızca ayrılır ve kura çekimi yapılır. Dinî fıkıh usulünde, tarafların hepsinin aynı mala talip olup uzlaşamadığı durumlarda kura çekilerek hakkın kime çıkacağı belirlenir. Kura, çekişmeyi ve tarafgirliği önleyen meşru bir yöntemdir. ​Eğer talep edilen mal tek bir parça ise ve malın bölünmesi durumunda değeri düşecek ya da kullanılamaz hale gelecekse; malın piyasa değeri (kıymet takdiri) ehl-i hibre (bilirkişi/uzman) tarafından belirlenir. ​Mala talip olan mirasçı, diğer mirasçıların hisse paylarını nakit (para) olarak öder. ​Kimin alacağı konusunda anlaşamazlarsa yine kura yoluna başvurulur. ​Mirasçılardan hiçbiri diğerinin hissesini satın almaya yanaşmazsa, malın bölünmesi fiziken mümkün değilse veya hepsi tek bir malı isteyip kura çekimini de kabul etmiyorsa, mal üçüncü bir kişiye satılır (açık artırma ve piyasa değeriyle). ​Elde edilen nakit para, Kur’an-ı Kerim’de belirtilen hisse oranlarına (feraiz hükümlerine) göre mirasçılar arasında paylaştırılır.

​İslam hukukunda ortaklıklarda (şirket-i milk) kural şudur; hiç kimse rızası olmadan bir malda ortak kalmaya zorlanamaz. ​Ortaklardan biri payının ayrılmasını veya ortaklığın sonlandırılmasını (izale-i şüyu) talep ettiğinde, mal taksim edilebilecek durumdaysa taksim edilir; taksim imkânı yoksa veya değer kaybına yol açacaksa satılarak bedeli paylaştırılır. ​Diğer ortakların buna yanaşmaması veya karşı çıkması, hak talep eden ortağın hakkını almasına engel değildir. Mahkemenin (hâkimin) bu aşamadaki müdahalesi, adaleti tesis etmek ve zulmü/mağduriyeti önlemek adına meşru bir cebri taksim (zorunlu satış) hükmündedir. ​Mahkeme satış memurlukları bu satışları müzayede (ihale/açık artırma) yoluyla yürütür. İslam hukukunda açık artırma ile satış usulü caiz görülmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bir ihtiyaç sahibinin hasırını ve kabını açık artırma usulüyle (“Kim fazla verir?”) satmış ve elde edilen bedeli sahibine vermiştir (Tirmizî, Büyû’, 16; Ebû Dâvûd, Zekât, 26). ​

Dolayısıyla kamu denetiminde yapılan şeffaf ihalelere katılmak ve fiyat teklif etmek de dini açıdan sakıncalı olmaz. Ortakların rızasının bulunmadığı durumlarda dikkat edilmesi gereken en kritik husus malın değerini bulması ve mağduriyet oluşturulmamasıdır. ​Mirasçıların ihaleye veya satışa itiraz etme sebebi genelde “ortaklığın bitmesi” değil, malın rayiç bedelinin (gerçek piyasa değerinin) çok altında bir fiyata satılması ve zarara uğrama korkusudur. İslam hukukunda akitlerde karşılıklı rıza ve hakkaniyet esastır. Değerinin çok altında satılan bir malı fırsatçılık yaparak almak, hak sahiplerinin mağduriyetine yol açabileceği için dinen ve ahlaken uygun görülmez. ​Eğer ihaleye katılan kişi malı satın alıyorsa, malın değerini tam bulmasını sağlayacak şekilde hareket etmeli; malı değerinde alarak hak sahiplerinin maddi zarara uğramasını engellemelidir.

İsmail Hakkı Yelkenci cevap verdi
0
Cevap yaz..