Darul-Harp’te müslüman ile gayrimüslim arasında faiz muamelesinin hükmü nedir?
Darul-Harp’te müslüman ile gayrimüslim arasında faiz muamelesinin hükmü nedir?
Darul harp olan bir ülkede faize para yatırmak caiz midir?
URL Kopyala
Darülharpte (İslam hukukuna göre Müslümanların hakimiyetinde olmayan topraklarda) faiz meselesi, İslam hukuk tarihinin en çok tartışılan konularından biridir. Bu konuda iki ana görüş oluşmuştur.
1. Cumhurun (Şafii, Maliki, Hanbeli ve Hanefilerden İmam Ebu Yusuf) Görüşü
Cumhur fukahaya göre faiz, dünyanın neresinde olursa olsun kesinlikle haramdır. Darülislam veya darülharp ayrımı bu hükmü değiştirmez. Kur’an-ı Kerim’deki faiz yasağı bildiren ayetler (Bakara 275, 278) ve hadisler geneldir. “Faiz haramdır” hükmü bir mekanla sınırlandırılmamıştır. Şafiiler başta olmak üzere cumhur; zinanın, içkinin veya hırsızlığın darülharpta helal olmayacağı gibi faizin de helal olamayacağını savunur. Müslüman, İslam’ın hükümlerine her yerde uymakla mükelleftir. (İbn Kudame, el-Muğni, IV, 47; Nevevi, el-Mecmu’, IX, 392)
2. İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’in Görüşü
Hanefilerin bu iki imamına göre, “Müslüman ile harbi (gayrimüslim ülkenin vatandaşı) arasında darülharpte faiz yoktur.” Yani bu durumda Müslüman’ın faiz alması caiz görülmüştür. Ancak caiz olabilmesi için işlem mutlaka darülharpte gerçekleşmelidir. Karşı taraf “harbi” (gayrimüslim ülke vatandaşı) olmalıdır. Eğer darülharptaki iki Müslüman kendi arasında faizli işlem yaparsa, bu kesinlikle haramdır. Bu görüşün temelinde yatan mantık, gayrimüslimin malını rızasıyla (akitle) Müslüman’ın mülkiyetine geçirmesidir. Müslüman’ın zarar edeceği bir faizli işleme (faiz ödemesine) yine cevaz verilmemiştir; asıl olan Müslüman’ın kâr etmesidir denilmektedir. Konu hakkında rivayet edilen hadis şöyledir; “Darülharpte Müslüman ile harbi arasında faiz yoktur.” (Bu hadis Zeylaî’nin Nasbu’r-Râye eserinde IV, 44 zikredilir; ancak hadis kriterleri açısından “mürsel” veya “zayıf” kabul edilmiştir) Onlara göre harbinin malı aslen mubahtır, ancak “eman” (güvenlik izni) ile korunur. Müslüman oraya girdiğinde, karşı tarafın rızasıyla malını alması mubahtır. (Merğinani, el-Hidaye, III, 100; Kasani, Bedaiu’s-Sanai, VII, 132)
Tercih Edilen Görüş: Müslümanların izzetini korumak ve sömürü düzenine alet olmamak adına, Cumhurun görüşü (haram olduğu) fetvaya esas alınmaktadır. İslam hukukunda “ihtiyat” (tedbirli davranma ve şüpheli olandan kaçınma), özellikle haram-helal sınırlarının keskin olduğu konularda mümin için en güvenli yoldur. Cumhurun dayandığı faiz ayetleri ve hadisleri “kat’i” (kesin) hükümlerdir. Hanefi imamların (Ebu Hanife ve İmam Muhammed) dayandığı “Darülharpte faiz yoktur” rivayeti ise muhaddisler tarafından senedi zayıf bulunmuş veya mürsel kabul edilmiştir. Güçlü ve kesin delil dururken, zayıf olma ihtimali olan bir delille amel etmemek “ihtiyat” gereğidir. İslam dini mekanla sınırlı değildir. Müslüman, Türkiye’de de Almanya’da da olsa Allah’ın kulu olma sıfatı değişmez. Faiz gibi “büyük günahlardan” (kebair) sayılan bir fiilin coğrafya değişince helal olması, dinin evrensel ahlak ilkeleriyle çelişir. Modern dünyada faiz sistemleri genellikle bireyleri borçlandırarak sömürmek üzerine kuruludur. Hanefi imamların bu görüşteki asıl amacı “gayrimüslimden mal kazanmak” olsa da, günümüzde bu durum genellikle Müslümanların faiz ödeyerek daha çok kaybetmesiyle sonuçlanmaktadır. Dolayısıyla “Müslüman’ın menfaati” şartı çoğu zaman gerçekleşmemektedir. Fıkıh usulünde bir kaide vardır: “Haram ile helal çatıştığında (eşitlik durumunda), haram tarafı tercih edilir (ihtiyat gereği o işten kaçınılır).”

